İsmail Bey Gaspıralı

1851-1914 yılları arasında Kırım’da yaşayan İsmail Gaspıralı, bütün Türkler arasında ortak bir millet bilincinin oluşması için gayret sarf etmiştir. Gaspıralı, “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarıyla dil ve kültür alanında çalışmalar yapmış, Türk milliyetçiliğinin gelişmesi için birçok eser meydana getirmiştir. Gaspıralı’nın Türk milliyetçiliği anlayışının özünde, dönem itibariyle Avrupa milletlerinin gerisinde kalan Türklerin bilimde, edebiyatta ve sanatta gelişmesi için, modern bir eğitim almaları ve her alanda ilerlemeleri fikri bulunur. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yaşayan Türklerde yaşanacak gelişme aynı zamanda esaret altında yaşayan Türklerin de zamanla bağımsızlıklarını kazanmaları anlamına gelmektedir. Ancak Gaspıralı’nın ilk etapta savunduğu, bütün Türkler arasında ortak bir Türkçenin kullanılması ve kültür alanında yapılacak çalışmalarla, Türklerin milliyetçilik bilinciyle hareket ederek, ilerlemenin sağlanmasıdır.

İsmail Gaspıralı 1851 yılında Bahçesaray'ın güneyine yakın bir mesafede olan Avcıköy'de doğdu. Babası Yalta şehrine bağlı Gaspıra köyünde doğduğu için Gaspıralı anlamına gelen “Gasprinskiy” lâkabını almıştır. Babası asalet unvanı verilmiş bir teğmen, annesi de bir mirza ailesine mensuptu. İsmail Bey üç yaşındayken ailesinin Bahçesaray'a yerleşmesi üzerine, hayatında önemli bir yer tutan ve mekânı olarak adlandırdığı bu şehirde ilk çocukluk yıllarını geçirdi ve eğitimine burada geleneksel Müslüman mektebinde başladı, alfabeyi de Hacı İsmail Efendi'den öğrendi. Okuldaki yakın arkadaşı Litvanya Tatarlarından Mustafa Davidoviç ile birlikte Girit İsyanı ile meşgul olan Osmanlı Ordusu'na katılmak için gizlice Odesa üzerinden Türkiye'ye gitmeye teşebbüs etti. Ancak sonraki hayatları boyunca dost kalacak olan, ruhları millî hislerle dolu bu iki genç Odesa'da yakalanarak evlerine gönderildi. Hamdullah Suphi Tanrıöver, bu ilk delicesine cesur davranışını şöyle anlatmıştır. “Çocukluğunda Türkler'e yardım için evinden kaçmış, Volga üzerinde bir sandala binerek İstanbul yollarına çıkmıştı. Küçücük genç ruhunun Türk'e yardım için bu atılışını bütün ömründe en son nefesine kadar devam etti” İsmail Bey'in Rus Askeri Okulu'ndaki eğitim hayatı da böylece son buldu. Bahçesaray'a dönen İsmail Bey, henüz 17 yaşındayken buradaki tarihi Zincirli Medrese'ye öğretmen olarak girdi ve Rusça dersleri vermeye başladı. Rusça öğretmeni olmasına rağmen öğrencilerine daha ziyade Türkçe öğretmeye çalışmıştır. Gaspıralı ayrıca geleneksel medreselerin durumunu da, bizzat içinde bulunduğu medrese tecrübeleriyle yakından inceleyerek anlama şansını bulmuş; geleneksel İslâmî kültürün, tutucu çevrelerin de etkisiyle, halkı nasıl cahil, köhne, uyuşuk ve hareketsiz bir konuma düşürdüğünü; bu gidişle gelişmiş Rus sosyal yapı ve kültürü ile mücadele edemeyen Tatar halkının göç etme veya yok olma seçeneklerinden başka şansı kalmadığının bilincine varmıştır. Bu bilinç, ileride başlatacağı yeniden doğuş konseptinin ana damarını oluşturmuştur. İsmail Bey'in aklındaki bir Osmanlı Türk subayı olmak hayali bitmemişti. Ancak Osmanlı ordusunda subay olabilmek için iyi Fransızca bilgisi gerektiğini duymuştu. Bu nedenle önce Viyana, Münih, Stutgard üzerinden tren yolu ile Paris'e gitti. Henüz çok genç yaşta, 21-21 yaşında, kendi çalışması ve gayreti ile Paris'te iki yılı aşkın bir süre kaldı. Burada hem Fransızca öğrendi, hem Batı fikir akımları hakkında yakından bilgi edinme şansı buldu. İsmail Bey Fransızcasını geliştirdikten sonra 1874 yılında plandığı gibi İstanbul'a geldi. Burada devlet dairesinde memur olan amcası Halil Efendi'nin yanında bir yıl kaldı. Bu süre içinde subay olabilme amacıyla yoğun bir gayret içinde oldu, başvurmadığı makam ve kapı kalmadı; ancak başarısız oldu. İsmail Bey'in Osmanlı subayı olma hayalleri gerçeğe dönemedi ancak bir yıl İstanbul'da kalarak Osmanlı Türkçesi'ne de iyi bir şekilde vakıf olduğu gibi; arta kalan zamanlarında buradaki kitap ve matbuatı sıkı bir şekilde takip ederek, Osmanlı Sistemini, devletin dış dünya ile olan ilişkileri ve durumu ile iç durumunu inceledi. Bu çerçevede, en dikkatini çeken konu Türkiye'nin zenginliğini istismar ettikleri, Türk'ün sanayi ve ticaretten uzak kaldığı ve memur olma hastalığı içinde olduğuydu”.

Gaspıralı Kırım Türklerinin modern kültür tarihinde çok büyük bir rol oynamıştır. Onun önemini net olarak ortaya çıkartan işleri; eğitime getirdiği reform ve yenilikler, hem Rusya Müslümanları hem de diğer Müslüman halklar için getirdiği yeni, modernist ve evrensel bakış açısı ile genelde Rusya Türklerinin, özelde ise Kırım Tatarlarının kültürünü canlandırmak için yaptığı çalışmalardır. Bununla birlikte, dolaylı olarak milletinin etnik bağlarının güçlenmesine neden olmuştur. O adeta, tüm bu proje ve çalışmalarına kendini adamış ve tüm ömrünü milletini geleceğine hizmete vakfetmiştir.

Gaspıralı İsmail, özellikle 1902'deki göçe yönelik tekrar ortaya çıkan isteklere karşı koydu ve önlemeye çalıştı. Gaspıralı bunun için pasaportların alınması güçlüğünü, aşılacak coşkun denizin merhametsizliğini, gemilerde türlü hastalığı, zorluğu, gidilecek yerlerdeki tabiatın ve iklimin başkalığını, oralarda beklenilen hazırlığın yetersizliğini hatırlatıyor; bu nedenle önceki göçlerdeki gibi, çekilecek sıkıntıları, görülecek ziyanları ve verilecek kurbanları açıklıyordu. Vatandaşlarının malını, mülkünü, tarlalarını akılsızca bırakıp gitmelerine karşı; “Aziz kardeşler, satmak kolay, almak güçtür, Gitmek kolay, dönmek güçtür. Yıkılmak kolay, kalkmak güçtür.” diyerek, göçlerin önüne geçmeye çalışıyordu. Nitekim 1902-1914 yılları arasında göç hareketleri, Tercüman gazetesi ve İsmail Bey'in etkisi ile öncekiler gibi kitleler halinde değil ancak tek tük ve ferdi düzeyde gerçekleşmiştir

Gaspıralı İsmail Bey, “Dünya Müslümanları Kongresi” toplamaya yönelik başarısız girişiminden sonra, dış dünyaya yönelik çalışmalarına devam etti. Bu kapsamda, “Usûl-ü Cedit” okullarını o zaman dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesi olan Hindistan'a tanıştırmak ve ihraç etmek üzere Şubat 1912'de Bombay'a da bir gezi gerçekleştirdi. Gaspıralı, 1908'den sonra Türkiye'deki çeşitli İstanbul dergilerinde makaleler yazdı ve 1908'de kurulan “Türk Derneği”nin kurucu üyelerinden biri oldu. Ayrıca 1911'de kurulan “Türk Yurdu Cemiyeti” ile Cemiyetin yayın organı olan “Türk Yurdu” dergisi üzerinde önemli bir etkisi olduğu bir gerçektir. 1908'den sonraki dönemde Osmanlı Türkleri ile Rusya Türklerinin arasında iletişim ve ilişkilerin doruk noktasına ulaşmasında onun doğrudan veya fikirleri ile olan katkısı büyük olmuştur.

Türk Dünyasının yetiştirdiği bu büyük modernleşmeci, reformcu, eğitimci, aydınlanmacı fikir ve aksiyon adamı, daha genç denebilecek bir yaşta, 24 Eylül 1914 yılında yakalandığı akciğer hastalığı nedeniyle Bahçesaray'da vefat etti ve Bahçesaray'da Kırım Hanlığı'nın kurucusu Hacı Giray Han'ın türbesi yakınlarında toprağa verildi.


İsmail Bey Gaspıralı Hakkında Devamını Oku